KYOTO insanlığı kurtarma için mi yoksa AB ülkelerinin ticaret hacimlerini arttırmak için yapılan bir antlaşma mı?
Önce size Ata'mızdan bir söz hatırlatmak istiyorum "İlim Tercüme ile değil Tetkikle yapılır", 1932 yılında söylediği bu sözden sonra da 1933 yılında üniversite reformuna gitmiştir ama değişen bir şey yok. Hayatında denizlerden tek bir örnek almamış ve tek bir analiz yapmamış insanlar halkı yanlış yönlendirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. İklim bilimi; Jeolojik, Biyolojik, Kimyasal, Fiziksel Oşinografi ile Astronomi ve Meteoroloji bilimlerinden oluşan çoklu bir disiplindir. Hobi olarak yapılamayacak kadar da ciddi.
Dünyadaki gelişmiş ülkeler şu anda neye hazırlanıyor? Küresel ısınmaya mı yoksa küresel soğumaya mı?
Avrupa'da 1986 ile 2003 arası hiç nükleer santral yapılmadı. Hatta bizim basınımızda artık dünyada nükleer santral yapılmayacak diye haberler de çıktı. Ancak 2003'den sonra Avrupa Ülkeleri birden nükleer santral yapımlarına başladılar ve halen 11 adet nükleer santral yapım aşamasında (Türkiye enerji kurumu). Peki ne oldu da birden Avrupa'da 11 dünyada da 29 tane birden yapılmaya başlandı ve Bush, 104 tane nükleer olan Amerika'da yeni nükleer santralardan söz etmeye başladı?
Ben 7-8 yıldan beri derslerimde, 2025'den sonra "mini küresel soğuma" dönemine girme olasılığımızın çok yüksek olduğunu anlatırım. Ve şu an tüm gelişmiş ülkeler işte bu döneme hazırlanıyor ve açıkca da deklare ediliyorlar. Financial Times, Ocak 17, 2003; "Önümüzdeki yıllarda beklenen "extreme cold" dönemi için Finlandiya Nükleer santral yapma kararı almıştır. Söz konusu dönemde yağışların çok düşeceği ve daha da kötüsü barajların donma ihtimaline karşı enerjisinin %50'sini hidroelektrikten sağlayan Finlandiya Hükümeti bu nedenle nükleer santral yapma kararı almış ve halkı da buna destek vermektedir".
Finlandiya küresel ısınma nedeni ile BM'nin raporunun altına imza atanlardan. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.
Ayrıca bu konuda 2004 yılında yayınlanan Pentagon raporu da vardır ama bizim basında pek yer bulamamıştır??
1- Acaba gerçekten KYOTO protokolünü hazırlayan ülkeler Karbondioksitin azalmasını istiyorlar mı ya da inanıyorlar mı?
1- GAP projesi gerçekleştirdik; 30 milyar dolar harcadık ve tek kuruş kredi vermediler (karbon emisyonunu azaltacak, yani temiz enerji için kredi yok, şimdi de AB'ye girmek için ön koşullardan birisi olarak, bu suların yönetimini el koymak istiyorlar)
2- Ulaşımımız neredeyse tamamen (%90) kara taşımacılığına bağlı, otoyola kredi var, Demiryollarına yok, (yani karbon emisyonunu azaltacak projelere kredi yok)
3- Ama Termik santrala kredi var (yani karbon emisyonunu arttıracak projeye kredi var). 2004 yılında Mersin'de termik santral açıldı. Dünyanın en kötü ve etrafına en çok zarar veren enerji ünitesi olan termik santrale, KYOTO antlaşmasının bayrağını elinde taşıyan Almanya kömürünü Kolombiya?dan almak şartıyla neden kredi verdi?. Çünkü Kolombiya'nın Almanya'ya borcu var ve kömüründen başka da satacak bir şeyi yok (basından). İlginç, yani gelişmiş ülkelerin işlerine gelince bu korkunç ve iklimleri değiştiren gaz "cici gaz" oluyor.
4- Dünyanın en zengin jeotermal kaynaklarına sahip ülkesiyiz. Yerel basında bir ara Balçova ve civarının jeotermalle sağlanabileceği yazıldı. AB ülkeleri neden bunu kullanmamız için baskı yapmıyorlar? Jeotermal dünyanın en güzel enerjisidir.
Vs. vs. vs.
Kyoto Antlaşmasının, halen 189 ülkenin imza attığı bir "İYİ NİYET" çerçeve bölümü vardır bir de "YAPTIRIM" bölümü. Biz bu antlaşmanın "iyi niyet" kısmına 2004 Mayıs'ta imza attık. Ancak yaptırıma imza atmadık. Yaptırım kısmından ilk sorumlu ülkeler OECD ülkeleridir. Yani Japonya ve AB dışında, ABD, Kanada, Türkiye, Avustralya öncelikli ülkeler kısmına giriyor. Diğer ülkeleri ayni Çin, Rusya vs bu ilk dönemde bir şey yapmak zorunda değil.
Bu ülkelerden AB ve Japonya (halen sessiz) dışındakiler zaten imza atmadılar. Peki karbon emisyonunu indirmeyi kabul eden AB ülkeleri ne durumda; Almanya ve İngiltere dışında diğer AB ülkelerini toplam olarak ele aldığımızda, 2008 ve 2012 arasında halen 1.720.000 ton olan emisyonlarını 1.730.000 tona çıkarıyorlar. Hani bu gaz ölümcüldü?? Peki Almanya ve İngiltere ne kadar indiriyor? İndirmelerine rağmen hala Türkiye'nin 3 katı atmaya devam edecekler. Ya, bu atmosfer ortak değil mi? Neden onların benden 3 kat daha fazla Karbon atmaya hakları var?
(Kaynak: Prof.Dr.Hasan Sarıkaya, Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı)
Dünya rakamlarına baktığımızda ABD, Çin, Japonya, Almanya, Fransa, Rusya, İngiltere zaten %70'den fazlasını atıyorlar. Yani dünyada 7-8 ülke sera gazlarının %70'inden fazlasını atmosfere bırakıyorsa, bu ülkelerin kendi aralarında bu konuya çözüm getirmesi gerekmiyor mu? Bizim gibi ülkelerin bu protokolde işi ne? Ya da neden bir an önce bu protokolü imzalamaya zorlanıyoruz.
2- Neden karbon seviyesi 1990 yıllardaki seviyeye düşürülmek isteniyor, bu yılların özelliği nedir? CO2 gazı, dünyada 180 ile 2000 ppm'ler arası değişen bir gaz.
3- Emisyonlarda Almanya %20 dahi indirse bile hala bizim 3 katımızı atıyorlar? Emisyon hacmi diğer OECD ülkelerine göre ¼, dünyaya göre de ortalamaların altında olan Türkiye niye imza atsın?
Kyoto yürürlüğe girdikten sonra (biz de imzalayacağız, buna inanıyorum, çünkü STK'larımız bu konuda muhteşem çalışıyor???), gelişmiş ülkeler, fakir ülkelere teknik yardım yapacaklar. Tabi bu teknik yardım teknolojik yardım adı altında olacak. Örneğin, eğer biz yaptırıma imza atarsak bizim ilk anda harcayacağımız para belki 10 belki de 20 milyar dolar olacaktır. Peki bu para nereye gidecek, tabi ki teknolojik yardım adı altında diğer ülkelere. Yani aslında ortada çok büyük bir pasta var.
Gerçi şu an bir yaptırım ile karşı karşıya değiliz ama, bir an buna taraf olduğumuzu kabul ediyorum;
Peki o zaman neden biz emisyon hakkımızı termik santral yaparak (yaptırtılarak) harcıyoruz ya da doğal gaza harcıyoruz. Onların yerine hidroelektrik santrallarına önem verelim, nükleer santrallar yapalım (Gerçi gönül, rüzgar ya da güneş gibi çok daha temiz enerji istiyor ama şu anda teknoloji bunlardan "doyurucu" enerji elde etmek için yeterli değil, ayrıca tüm enerjiyi doğaya bırakamazsınız, mega yanardağlar patladığında dünyada en az 7-8 yıl güneş olmayacak, yağış olmayacak (çok çok çok az olacak). Emisyon hakkımızı da örneğin çimento sanayinde kullanalım, çelikte kullanalım, ya da başka sanayilerde. Yani, hem kömürü hem de doğal gazı ithal ediyoruz, bir de üstüne CO2 emisyon hakkımızı azaltıyoruz. Halen Türkiye'de enerjinin %70'i ithal yakıttan elde ediliyor (dünyada birinciyiz). Özetle iki taraflı kaybedeceğiz. Hem fosil yakıt almak için para ödeyeceğiz hem de emisyon hakkımızı kaybedeceğiz, ya da diğer sanayilerde kısıntıya gideceğiz. Ayrıca Termik Santraller (Yatağan faciası hala gündemde, etrafında canlı bırakmadı, her şeyi zehirledi) yalnızca emisyon açısından değil ekoloji için de tam bir facia. Türkiye'de taşımacılığın da %90'ı karadan yapılıyor, yani emisyon arttırıcı önemli bir faktör ile? Neden AB bir an önce demiryollarına ve denizyollarına yönelmemiz için baskı uygulamıyor. Dünyanın en zengin jeotermal yataklarına sahibiz, neden AB bunları devreye sokmamız için baskı yapmıyor?
Özetle şunu söylemek isterim: Eğer gerçekten dünyada iklimin insanoğlu nedeni ile değiştirildiğini iddia ediyorlarsa, ve bu değişime Çin, Amerika, Rusya ve Almanya gibi 8-10 ülke neden oluyorsa, neden bizleri de bir masa etrafına topluyorlar?
Ve biz emisyon azaltmak için, %72 emisyona sahip enerjiden vazgeçemeyiz. Geriye %28 kalıyor. Taşımacılık da %13 civarında, ilk etapta bundan da vazgeçemeyiz (demiryolları yapmamız lazım, en az 3-4 bin km ama Türkiye engebeli bir ülke, engebeli arazide, tüneller vs. nedeni ile 1 km demiryolu maliyeti 2.5 milyon dolar civarında, inşaatçılar daha iyi bilir), yani ilk etapta çok zor. Peki sanayiden demir çelik mi yoksa çimentoyu mu devre dışı bırakalım, ya da küçük sanayi mi kapatalım? İndirecek olacaklarına karşın hala bizden 3 kat daha fazla atan Almanya ve İngiltere dışında kimsenin umurunda olmayan bir antlaşmaya neden imza atalım?
Ancak, tüm ülkeler bir araya gelir ve kişi başı bir emisyon hacminde anlaşırlarsa tabi ki atalım.
Doç.Dr.Doğan YAŞAR
Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz Bilimleri
Dünyadaki gelişmiş ülkeler şu anda neye hazırlanıyor? Küresel ısınmaya mı yoksa küresel soğumaya mı?
Avrupa'da 1986 ile 2003 arası hiç nükleer santral yapılmadı. Hatta bizim basınımızda artık dünyada nükleer santral yapılmayacak diye haberler de çıktı. Ancak 2003'den sonra Avrupa Ülkeleri birden nükleer santral yapımlarına başladılar ve halen 11 adet nükleer santral yapım aşamasında (Türkiye enerji kurumu). Peki ne oldu da birden Avrupa'da 11 dünyada da 29 tane birden yapılmaya başlandı ve Bush, 104 tane nükleer olan Amerika'da yeni nükleer santralardan söz etmeye başladı?
Ben 7-8 yıldan beri derslerimde, 2025'den sonra "mini küresel soğuma" dönemine girme olasılığımızın çok yüksek olduğunu anlatırım. Ve şu an tüm gelişmiş ülkeler işte bu döneme hazırlanıyor ve açıkca da deklare ediliyorlar. Financial Times, Ocak 17, 2003; "Önümüzdeki yıllarda beklenen "extreme cold" dönemi için Finlandiya Nükleer santral yapma kararı almıştır. Söz konusu dönemde yağışların çok düşeceği ve daha da kötüsü barajların donma ihtimaline karşı enerjisinin %50'sini hidroelektrikten sağlayan Finlandiya Hükümeti bu nedenle nükleer santral yapma kararı almış ve halkı da buna destek vermektedir".
Finlandiya küresel ısınma nedeni ile BM'nin raporunun altına imza atanlardan. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.
Ayrıca bu konuda 2004 yılında yayınlanan Pentagon raporu da vardır ama bizim basında pek yer bulamamıştır??
1- Acaba gerçekten KYOTO protokolünü hazırlayan ülkeler Karbondioksitin azalmasını istiyorlar mı ya da inanıyorlar mı?
1- GAP projesi gerçekleştirdik; 30 milyar dolar harcadık ve tek kuruş kredi vermediler (karbon emisyonunu azaltacak, yani temiz enerji için kredi yok, şimdi de AB'ye girmek için ön koşullardan birisi olarak, bu suların yönetimini el koymak istiyorlar)
2- Ulaşımımız neredeyse tamamen (%90) kara taşımacılığına bağlı, otoyola kredi var, Demiryollarına yok, (yani karbon emisyonunu azaltacak projelere kredi yok)
3- Ama Termik santrala kredi var (yani karbon emisyonunu arttıracak projeye kredi var). 2004 yılında Mersin'de termik santral açıldı. Dünyanın en kötü ve etrafına en çok zarar veren enerji ünitesi olan termik santrale, KYOTO antlaşmasının bayrağını elinde taşıyan Almanya kömürünü Kolombiya?dan almak şartıyla neden kredi verdi?. Çünkü Kolombiya'nın Almanya'ya borcu var ve kömüründen başka da satacak bir şeyi yok (basından). İlginç, yani gelişmiş ülkelerin işlerine gelince bu korkunç ve iklimleri değiştiren gaz "cici gaz" oluyor.
4- Dünyanın en zengin jeotermal kaynaklarına sahip ülkesiyiz. Yerel basında bir ara Balçova ve civarının jeotermalle sağlanabileceği yazıldı. AB ülkeleri neden bunu kullanmamız için baskı yapmıyorlar? Jeotermal dünyanın en güzel enerjisidir.
Vs. vs. vs.
Kyoto Antlaşmasının, halen 189 ülkenin imza attığı bir "İYİ NİYET" çerçeve bölümü vardır bir de "YAPTIRIM" bölümü. Biz bu antlaşmanın "iyi niyet" kısmına 2004 Mayıs'ta imza attık. Ancak yaptırıma imza atmadık. Yaptırım kısmından ilk sorumlu ülkeler OECD ülkeleridir. Yani Japonya ve AB dışında, ABD, Kanada, Türkiye, Avustralya öncelikli ülkeler kısmına giriyor. Diğer ülkeleri ayni Çin, Rusya vs bu ilk dönemde bir şey yapmak zorunda değil.
Bu ülkelerden AB ve Japonya (halen sessiz) dışındakiler zaten imza atmadılar. Peki karbon emisyonunu indirmeyi kabul eden AB ülkeleri ne durumda; Almanya ve İngiltere dışında diğer AB ülkelerini toplam olarak ele aldığımızda, 2008 ve 2012 arasında halen 1.720.000 ton olan emisyonlarını 1.730.000 tona çıkarıyorlar. Hani bu gaz ölümcüldü?? Peki Almanya ve İngiltere ne kadar indiriyor? İndirmelerine rağmen hala Türkiye'nin 3 katı atmaya devam edecekler. Ya, bu atmosfer ortak değil mi? Neden onların benden 3 kat daha fazla Karbon atmaya hakları var?
(Kaynak: Prof.Dr.Hasan Sarıkaya, Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı)
Dünya rakamlarına baktığımızda ABD, Çin, Japonya, Almanya, Fransa, Rusya, İngiltere zaten %70'den fazlasını atıyorlar. Yani dünyada 7-8 ülke sera gazlarının %70'inden fazlasını atmosfere bırakıyorsa, bu ülkelerin kendi aralarında bu konuya çözüm getirmesi gerekmiyor mu? Bizim gibi ülkelerin bu protokolde işi ne? Ya da neden bir an önce bu protokolü imzalamaya zorlanıyoruz.2- Neden karbon seviyesi 1990 yıllardaki seviyeye düşürülmek isteniyor, bu yılların özelliği nedir? CO2 gazı, dünyada 180 ile 2000 ppm'ler arası değişen bir gaz.
3- Emisyonlarda Almanya %20 dahi indirse bile hala bizim 3 katımızı atıyorlar? Emisyon hacmi diğer OECD ülkelerine göre ¼, dünyaya göre de ortalamaların altında olan Türkiye niye imza atsın?
Kyoto yürürlüğe girdikten sonra (biz de imzalayacağız, buna inanıyorum, çünkü STK'larımız bu konuda muhteşem çalışıyor???), gelişmiş ülkeler, fakir ülkelere teknik yardım yapacaklar. Tabi bu teknik yardım teknolojik yardım adı altında olacak. Örneğin, eğer biz yaptırıma imza atarsak bizim ilk anda harcayacağımız para belki 10 belki de 20 milyar dolar olacaktır. Peki bu para nereye gidecek, tabi ki teknolojik yardım adı altında diğer ülkelere. Yani aslında ortada çok büyük bir pasta var.
Gerçi şu an bir yaptırım ile karşı karşıya değiliz ama, bir an buna taraf olduğumuzu kabul ediyorum;
Peki o zaman neden biz emisyon hakkımızı termik santral yaparak (yaptırtılarak) harcıyoruz ya da doğal gaza harcıyoruz. Onların yerine hidroelektrik santrallarına önem verelim, nükleer santrallar yapalım (Gerçi gönül, rüzgar ya da güneş gibi çok daha temiz enerji istiyor ama şu anda teknoloji bunlardan "doyurucu" enerji elde etmek için yeterli değil, ayrıca tüm enerjiyi doğaya bırakamazsınız, mega yanardağlar patladığında dünyada en az 7-8 yıl güneş olmayacak, yağış olmayacak (çok çok çok az olacak). Emisyon hakkımızı da örneğin çimento sanayinde kullanalım, çelikte kullanalım, ya da başka sanayilerde. Yani, hem kömürü hem de doğal gazı ithal ediyoruz, bir de üstüne CO2 emisyon hakkımızı azaltıyoruz. Halen Türkiye'de enerjinin %70'i ithal yakıttan elde ediliyor (dünyada birinciyiz). Özetle iki taraflı kaybedeceğiz. Hem fosil yakıt almak için para ödeyeceğiz hem de emisyon hakkımızı kaybedeceğiz, ya da diğer sanayilerde kısıntıya gideceğiz. Ayrıca Termik Santraller (Yatağan faciası hala gündemde, etrafında canlı bırakmadı, her şeyi zehirledi) yalnızca emisyon açısından değil ekoloji için de tam bir facia. Türkiye'de taşımacılığın da %90'ı karadan yapılıyor, yani emisyon arttırıcı önemli bir faktör ile? Neden AB bir an önce demiryollarına ve denizyollarına yönelmemiz için baskı uygulamıyor. Dünyanın en zengin jeotermal yataklarına sahibiz, neden AB bunları devreye sokmamız için baskı yapmıyor?
Özetle şunu söylemek isterim: Eğer gerçekten dünyada iklimin insanoğlu nedeni ile değiştirildiğini iddia ediyorlarsa, ve bu değişime Çin, Amerika, Rusya ve Almanya gibi 8-10 ülke neden oluyorsa, neden bizleri de bir masa etrafına topluyorlar?
Ve biz emisyon azaltmak için, %72 emisyona sahip enerjiden vazgeçemeyiz. Geriye %28 kalıyor. Taşımacılık da %13 civarında, ilk etapta bundan da vazgeçemeyiz (demiryolları yapmamız lazım, en az 3-4 bin km ama Türkiye engebeli bir ülke, engebeli arazide, tüneller vs. nedeni ile 1 km demiryolu maliyeti 2.5 milyon dolar civarında, inşaatçılar daha iyi bilir), yani ilk etapta çok zor. Peki sanayiden demir çelik mi yoksa çimentoyu mu devre dışı bırakalım, ya da küçük sanayi mi kapatalım? İndirecek olacaklarına karşın hala bizden 3 kat daha fazla atan Almanya ve İngiltere dışında kimsenin umurunda olmayan bir antlaşmaya neden imza atalım?
Ancak, tüm ülkeler bir araya gelir ve kişi başı bir emisyon hacminde anlaşırlarsa tabi ki atalım.
Doç.Dr.Doğan YAŞAR
Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz Bilimleri

1 Comments:
1- KYOTO ne insanlığı kurtarmak için, ne de AB ülkelerinin ticaret hacimlerini arttırmak için yapılan bir antlaşmadır. Kyoto, insanları değil, üzerinde yaşadığımız dünyayı ve yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan binlerce canlı türünü kurtarmak için yapılan bir antlaşmadır.
2- Avrupa ve diğer dünya ülkelerinin nükleer enerji tercihleri, "sızıntı tehlikesi" ve "atık sorunu" nedenleriyle belki tartışılabilir, ama CO2 emisyonlarını azaltacak bir seçim olduğu için, emisyonların azaltılmasına destek veren geniş bir kitleyi mutlu etmektedir. Dolayasıyla Finlandiya'nın nükleer tercihi de, küresel ısınmaya karşı attığı imzalarla çelişmemektedir.
3- Türkiye, kullandığı büyük kredileri, IMF ve Dünya Bankası'ndan alır. Kredi veren tüm kurumlar, karlılığı yüksek, geri dönüşü hızlı projelere kaynak sağlamaya eğilimlidirler. Termik santraller, üretim maliyeti en düşük enerji kaynakları arasındadır. Faaliyetlerini büyük ölçüde ABD'nin etkisi altında sürüdüren bu kurumların misyonu arasında (en azından o yıllarda) "küresel ısınmayı engelleme" nin bulunmadığı açıktır. Bu kurumların tercihleri altında bir komplo aramak oldukça yanlıştır.
4- AB ülkeleri neden jeotermali işaret ederek baskı yapsınlar ki? Türkiye karbon emisyonları için bir taahütte bulunur ise, nasılsa jeotermal ve diğer alternatif enerji kaynaklarını kullanmak ve teşvik etmek zorunda kalacaktır.
5- Türkiye imza atmayarak Amerika ya da Avustralya gibi diğer ülkelerin imza atması için baskı yapmış oluyor ise tamam atmayalım. Ancak durum sanki tersi gibi. İmza atmayanlar klubü, Türkiye'nin imzalamamasından memnun gibiler.
6- CO2 gazı gerçekten 180 ile 2.000ppm arasında değişiyor mu?
Son 2.000 yılda hiç 2.000ppm olmuş mudur?
Son 10.000 yılda hiç 2.000ppm olmuş mudur?
Son 100.000 yılda hiç 2.000ppm olmuş mudur?
Son 400.000 yılda hiç 2.000ppm olmuş mudur?
Wikipedia'daki bu tablo, sanki geçen 400,000 yıl boyunca değil 2,000 ppm, 350ppm dahi olmadığını söylüyor.
7- İlk anda harcayacağımız para gerçekten 10-20 milyar dolar olacak mıdır? Bu iddia hangi verilere dayanmaktadır ve nedir bu 20 milyarlık teknolojiler? Bu teknolojiler sürdürülebilir enerji kaynakları ise, zaten bu kaynaklara Türkiye'nin yatırım yapması gerektiğini siz de söylüyorsunuz. Değil ise bu teknolojilerin neler olduğunu paylaşın ki sanayicilerimizde bir farkındalık oluşsun.
Türkiye'nin en büyük ihracat kalemleri tekstil, hazır giyim, tarım ve otomotiv'in her birinden ayrı ayrı daha büyük olan bu teknolojilere Türkiye 20 milyar dolar yatırım yapmak zorunda kalacak ise, 15 kat daha büyük emisyon hacmi ile AB 300 milyar dolarlık, ve de imza atmış bir pazar anlamına gelir ki, Türk sanayi ve ekonomisi için kaçırılmaz bir fırsat hakkında farkındalık yaratmış olursunuz.
8- Peki o zaman neden biz emisyon hakkımızı termik santral yaparak (yaptırtılarak) harcıyoruz ya da doğal gaza harcıyoruz? Hakılısınız, harcamayalım. Zaten emisyonları azaltalım diyenler de bunu söylüyorlar.
9- Biz emisyon azaltmak için, %72 emisyona sahip enerjiden vazgeçemeyiz, doğru, enerjiden vazgeçmeyelim. Yazınızda güzelce yanıtını vermişsiniz, vazgeçeceğimiz şey enerji değil, emisyon. Geriye kaldı %28. Pahalı demiryollarını şimdilik bir kenara bırakalım ama %13'lük taşımacılığı bırakmayalım. Orada da yapılacak çok şey var ama yanıtını sizden beklemiyoruz. Sizin uzmanlığınız nedir, "iklim bilimi". Sizden küresel ısınmanın ivmesi konusunda bilgi bekliyoruz.
Yorum Gönder
<< Home